h2 class="sidebar-title">Links

ouzataylcoksevenlerderneyi

söyle evladım,söyle de içine hicran olmasın

Monday, July 06, 2009

müftüoğlu ahmet hikmet

Bizde başını açmayıp ayağını çıkarmak,
Frenklerde ayağını çıkarmayıp başını açmak saygı;
Bizde saat 12 ya sabahtır ya akşam; onlarda ya öğledir, ya geceyarısı;
Frenklerin yılbaşı eğlence ile geçer; bizde muharrem yılbaşı bir matem günüdür;
Biz yazıya sağdan başlarız, Frenkler soldan.
Batı dillerinde fala harf yazılır fakat okunmaz, bizde ise yazılmaz, lakin okunur.
Bizde "kanaat" bir erdem, onlarda ise miskinlik.
Seçil Deren, "Kültürel Batılılaşma" içinde, sayfa 386

Monday, June 29, 2009

Huzur

-Galiba musikiyi seviyorsunuz!
-Hem çok.
-Yalnız alafranga mı?
-Hayır, alaturkayı da. Fakat galiba aynı adam olarak değil.
...
-Korkunç değil mi doktor? Ama diye ilave etti. İki başla değil, bir başla düşünüyorum.
Doktor kendi telkin ettiği hayali keşfetmişti; gülümseyerek:
-Ama iki türlü düşünüyorsun, dedi. Hatta daha da garibi, iki türlü duyuyorsun. Ne hazin değil mi?
Daima Akdenizli bir tarafımız bulunacğı gibi, daima şarklı bir tarafımız da kalacak. güneş vurmuş tarafımız. Şu batıcı ve keskin ayna kırıklarını ruhunda duymak.
368-7

Monday, October 06, 2008

geçici bir rahatsızlık vermeye

Saturday, January 19, 2008

ah şu blog laneti

Saturday, April 07, 2007

alafranga

Şimdi tabii ki bin kişi yazmış bu konuda lakin Göle Ablamız sanki insanüstü bir vecizlikle toparlamış şu alttakinde:

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü bir medeniyet değişimi başlatmıştır. Kahire, Bağdat, Şam, Mekke, Medine gibi önemli İslami merkezleri içine almış olan bir imparatorluk yaratmış ve İslam’ın savaşçıları olarak neredeyse iki yüzyıl “Avrupa’nın başına bela olmuş” olan Osmanlı İmparatorluğu, gücün özgüvenini yeniden kazanmış olan Batı’ya geçmesi sonucu “Avrupa’nın hasta adamı” haline gelmiştir. Tarihin ironisi şudur ki, yüzyıllarca müslüman ve barbarı, yani Avrupalılar için “öteki”’ni simgelemiş olan Türkler, şimdi “medeni”’ler arasına girmek istemektedirler. Hatta daha da ironik olarak Türkler, önce müslümanlar ve şimdi de Kürtler olmak üzere, medenileşmeye engel olarak kabul ettikleri kendi “barbarlarını” icat etmek zorunda kalmışlardır.

En açık etkisini devlet yapısı ve siyasal kurumlar üzerinde gösteren modernleşmenin gözle görülmeyen fakat en derin etkisi, medeniyet düzeyinde, “simgesel sermaye”, kimlik oluşturulması, ve etik ve estetiğin tanımında ortaya çıkmıştır. Modernleşme projesinin bir parçası olarak, laik seçkinler “medeni” ve “gayri medeni” arasındaki farkları, “alaturka” olan her şeyin karşısında “alafranga” olarak belirlemiş ve yüceltmişlerdir. Böylece kravat takmak, sakal ve bıyık traşı olmak, tiyatroya gitmek, çatalla yemek yemek, sokakta karı koca elele yürümek, balolarda dans etmek, el sıkışmak, caddelerde şapka takmak, soldan sağa doğru yazmak ve klasik Batı müziği dinlemek gibi şeyler “ilerlemeci ve medeni” Cumhuriyet insanının ideal özellikleri arasında yer almıştır.

Yaşam tarzlarında ve estetik değerlerdeki bu değişim, İslami olandan Batılı olana bir medeniyet dönüşümünü çerçevelediği için masum ve değer yargılarından arınmış değildir.”

Göle, N. (2002). Melez desenler: İslam ve modernlik üzerine. (2. Baskı). İstanbul: Metis Yayınları.

Thursday, March 29, 2007

yazsam uzansam ben de bilmesem o da

Sanat yapıtı, yazınsal yapıt söz konusu oldugunda yapıtın yalnızlıgı daha temel bir yalnızlık serer gözlerimizin önüne. Bireyselligin hoşa giden soyutlamasını bir yana atar, farklılıgı araştırmaktan habersizdir, günün egemen oldugu alanı kaplayan bir görevde gözüpek bir tanıklıgı sürdürmek bu yalnızlıgı dagıtmaz. Yapıtı yazmakta olan açıga alınmıştır, yazmış olan kovulmuştur. Kovulmuş olan kişi bunu bilmez üstelik. Bu bilmezlik onu korur, direşmesine izin vererek onu oyalar. Yazar yapıtın bitmiş olup olmadıgını asla bilmez.

Yazınsal Uzam- Temel Yalnızlık

Sunday, February 25, 2007

[bir şey oldu]

“… Olur, tabii. Kısa kestim, telefonda uzun uzadıya konuşamam, telefondaki ses bana yan yana dizilmiş maddesi olmayan parçalardan yapılmış gibi gelir. Konuşmak için bir yüz ve beden gerekir. …” (s. 20)

“… Saçlarını başının arkasına toplamıştı. Böylece geçen sefer farketmediğim Miki Fare kulakları ortaya çıkmıştı. …” (s. 21)

Özgüven, F. (Mart 2006). Bir şey oldu: Hikayeler. İstanbul: Metis.